Dünya gittikçe küresel ısınmanın etkilerinden daha fazla mustarip olmaktadır. Son birkaç yıldır her yaz döneminde ise tüm dünyada ve özellikle de bazı bölgelerde aşırı hava durumları daha fazla hissedilmektedir. Birçok kişi iklim değişikliğinin etkileri daha hissedilir oldukça insanların harekete geçeceğini söylemektedir. Öyle ki, sorunun ciddiyeti kendiliğinden ortaya çıkacak ve herkes eyleme geçecektir. Ancak bu, çoğu zaman böyle olmamaktadır. David Roberts’in dediği gibi, bazı koşullar, özellikle de iklim değişikliğinin doğası gibi nedenler (şimdi hissettiğimiz değişimler bir önceki yıllarda salınan emisyonlar yüzündendir) gecikmeye sebep olmaktadır. Zamanında tepki veremeyebilir, hatta daha da korkunç olan şey ise belirli nedenler yüzünden Roberts’in dediği üzere, ‘gerçekten uyanamayabiliriz’.

Bu eylemsizlik ilk defa 1995 yılında Daniel Pauly tarafından dile getirilmiş ve ‘değişen taban seviyesi sendromu’ (shifting baseline syndrome) olarak tanımlanmıştır. Bu sendrom, ‘geçmiş bilgi eksikliği veya geçmiş koşullarla ilgili deneyim eksikliği nedeniyle doğal çevrenin durumu için kabul edilen normlarda kademeli bir değişikliği’ tanımlar (Soga ve Gaston 2018:1). Diğer bir ismiyle ‘çevresel nesilsel unutkanlık’ (environmental generational amnesia) kavramına göre, ‘dünyamızı değiştiriyoruz ve bunu unutuyoruz’.

Bu değişikliklerin kapsamını anlamak çok zordur. Çünkü eldeki veriler yakın tarihten itibaren hesaplandığı için öncesinde ne kadar kaybın yaşandığını tahmin etmek güçleşmektedir. Ancak yine de niceliksel birtakım çalışmalara göre, vahşi yaşam alanları ve yabani hayat yarı-yarıya azalmıştır (Soga ve Gaston, 2018:1).

Okyanuslar ve balık avcılığı üzerine araştırma yapan Pauly, TED konuşmasında durumu şu şekilde anlatmaktadır:

‘Her nesil bilinçli hayatının başlangıcında gördüğü resimleri standart olarak alır ve daha sonra ileriye dönük bir tahminde bulunur. O anda var olanla arasındaki farkı kayıp olarak görür. Ancak bundan önce olanları kayıp olarak görmez. Arka arkaya değişimler olabilir. Sonunda bir bakarsınız korumak istedikleriniz aslında zavallı artıklar olmuş…Soru şu ki, neden insanlar bunları kabulleniyorlar. Çünkü daha önce bunun farklı olduğunu bilmiyoruz. Okyanus tabanını yeni bir seviyeye getiriyoruz ve eski halini hatırlamıyoruz.’

Daniel Pauly: The ocean's shifting baseline, TED, 2015.
Daniel Pauly: The ocean’s shifting baseline, TED, 2015.

Değişen taban seviyesi sendromu kavramı sadece doğal yaşamdaki kayıpları değil, aynı zamanda sosyal yaşamın diğer boyutlarını da açıklama gücündedir. Jeremy Jackson ve Jennifer Jacquet (2010:128), bu kavramı ekoloji alanında devrim olarak tanımlamışlardır.

Roberts’in söylediği üzere, benzer bir durum küresel ısınma ve iklim değişikliğini anlamak için kullanılabilir. Bizler sıcak hava şartlarını normalleştirme eğilimindeğiz ve anne-babalarımızın yaşadığı zamandan farklı olarak ne kadar yüksek sıcaklıklarla birlikte yaşadığımızı fark etmiyoruz.  Bu sadece nesiller arası da değil. Aynı zamanda kavramla ilişkili olarak ‘bireysel unutkanlıktan’ da (personal amnesia) bahsedilmektedir. Bu unutkanlık durumu insanların kısa hayatı boyunca ortaya çıkmakta ve örneğin, bireyler şu anda nadiren görülen şeylerin bir zamanlar yaygın olduğunu hatırlayamamaktadır.

Özellikle, korkunç şartlar ortaya çıktıkça ve bu şartlar belirli bir zamana yayıldıkça yeni normal haline gelmekte ve insan yeni koşullara adapte olmaktadır. Psikolojide duygusal değişimler için hedonik adaptasyon tanımı kullanılmaktadır. Roberts, bu durumun aynı zamanda bilişsel olduğunu ve küresel ısınmaya olan tepkisizliği açıkladığını söylemektedir.

Değişen taban seviyesinin değişim, zaman ve unutkanlık olarak üç zaruri önkoşulu vardır (Jackson ve Jacquet, 2010: 129). Başka bir yaklaşımla, bu sendrom (1) doğal çevre hakkında veri eksikliği, (2) doğal çevre ile etkileşim kaybı ve (3) doğal çevreye aşinalık eksikliği gibi sebeplerce ortaya çıkmaktadır (Soga ve Gaston, 2018:3).

Bu sendromu önlemek için çeşitli önerilerde bulunulmuştur. Soga ve Gaston (2018:6-7) doğal çevrenin restore edilmesinin, veriler toplanmasının, insanların doğa ile etkileşim içinde bulunmasının ve toplumun bilinçlendirilmesinin gerekli olduğunu söylemektedirler. Diğer taraftan dünyayı algılama biçimimiz örneğin, televizyon haberlerinden de etkilendiği için gazetecilerin de günlük değişimlerin daha tarihsel perspektifte ele alması gerekmektedir.

Taban seviyesi değişimi sendromu önemli bir kavramdır; çünkü eskiyi hızlı bir şekilde unuttuğumuzu ve aynı zamanda yeni duruma nasıl hızlı bir şekilde adapte olduğumuzu göstermektedir. Eğer bireysel eylemlerin önemli olduğunu düşünüyorsak (kelebek etkisi) o zaman bu unutkanlık durumu ile mücadele etmemiz gerektiğini söyleyebiliriz.

Daha fazla okuma için bkz.

  1. David Roberts (2020), ‘The scariest thing about global warming (and Covid-19)’, Vox.
  2. Daniel Pauly (2015) ‘The ocean’s shifting baseline’, TED
  3. Jeremy Hance (2009), ‘Proving the ‘shifting baselines’ theory: how humans consistently misperceive nature’, Mongabay.
  4. Jackson, Jeremy, Jennifer Jacquet (2012), ‘The shifting baselines syndrome: perception, deception, and the future of our oceans’, (ed.) Villy Christensen and Jay Maclean, Ecosystem Approaches to Fisheries A Global Perspective, Cambridge University Press. pp 128-142.
  5. Soga, Masaashi, Kevin Gaston (2018), ‘Shifting baseline syndrome: causes, consequences, and implications’, Frontiers in Ecology and the Environment.
  6. Campell, Lisa et all. (2008), ‘Beyond baselines: rethinking priorities for ocean conservation’, Ecology and Society, Vol 14, No 1.

 

 

Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
Tüm yorumları göster